Tiyatro

PERDE ARASI

Bugün izleyen insan ve oynayan insan denkleminin tamamen bozulduğu pek de sıradan olmayan bir dünya günündeyiz. 27 Mart 2020 Dünya Tiyatro Günü’nde hiçbir tiyatro perde açmıyor. Hiçbir seyirci bugün oyun izlemeye gitmiyor. Hiçbir oyuncu akşam sahneye çıkmak için son hazırlıklarını yapmıyor.

Bu virüs dünyayı yeniden şekillendiriyor. Yaşam tarzından siyasete kadar insanı ilgilendiren her şeyin değişimle karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Artık bazı olayların çözümlenemeyeceği gerçekliği hiç olmadığı kadar açık ve net bir şekilde karşımızda duruyor. Wuhan’da ortaya çıkmış ve başlangıçta sadece üç kişiye bulaşmış olan virüs, halihazırda bütün dünyayı direkt veya dolaylı olarak etkiler hale dönüştü. Bu dünyanın hepimize ait olduğunu ve ancak kolektif bir biçimde birlikte mücadele edersek zorlukların üstesinden gelebileceğimizi ancak bu tehditle anlayabilirdik belki de.

20. yüzyılda karşılaştığı olaylara verdikleri cevaplarla oluşmuş olan kurumların, 21. Yüzyılın kırılmasına ve bu kırılmanın doğuracağı yeni çağa hazır olmadığı gerçekliği apaçık bir şekilde karşımızda duruyor. Bugün sadece uluslararası teşkilatlanma ve mevcut düzen değil, aynı zamanda ulus-devlet kavramı da ikinci plana itilmiştir. Her halükarda bugün sınır kavramının da ortadan kalmakta olduğunu dikkate almak lazım. O kadar ki, ufacık bir virüs insanlığın iki ay süreyle hatta Çin’de ki süreci de hesaba katarsak 4 ay süreyle hapsolmasına neden olmuştur. Normal şartlarda sınırlarını polisle, orduyla ve bütün gücüyle koruyanlar ve her türlü teknolojik imkan ve kabiliyete sahip olmalarına karşın virüs karşısında ne yapılabilmiştir? Hiçbir şey…

Amerika Devlet başkanı Trump, birleşmiş milletler genel kurulunu açarken sarf ettiği; “Amerika Birleşik Devletleri, çıkarları ve ötekiler” sözleri bu virüsle birlikte görüldü ki fevkalade yanlış bir düşüncedir çünkü sonuç itibariyle dünyaya yayıldığı zaman Amerika’nın elindeki paranın da çok fazla bir şey ifade etmediğini net bir biçimde herkes anlamış bulunuyor.

Bugün yine o diz çökmeyen ve kendine çok güvenen uluslararası plandaki büyük şirketlerin tamamı eğer bu kriz biraz daha uzarsa sonuç itibariyle yardımlardan nasıl faydalanabileceklerini konuşur duruma gelmişlerdir.

Ortaya çıkan çok net bir şey var; 21. Yüzyıl, artık kendi kırılmasıyla ve topyekûn düşünce tarzlarının ve yaşam tarzlarının değişmesiyle gelmektedir. 20. yüzyılın örgütlenmesiyle 21. yüzyılın sorunlarının üstesinden gelebilmek pek mümkün görünmüyor. Aksi takdirde 21. yüzyıl kendi felaketimizi hazırladığımız bir çağ olacak.

Hepimiz bu süreçte evlerimize hapsolmuş durumdayız. Kafeslere kapatılan evcil hayvanlarımızdan hiçbir farkımız yok nerdeyse. Okuduğumuz kitaplara doğru düzgün odaklanamıyoruz. Yazdıklarımız artık eskisi kadar anlamlı gelmiyor. Çünkü kendi isteğimizle kapanmadık evlere. Çünkü insanın tanımlarının biri de, sosyal bir hayvan olmasıdır. Öğrendiklerimizi insanlarla paylaşmaya, paylaşılanları anlamaya ihtiyacımız var. Anlatmaya ve dinlemeye ihtiyacımız var. Birbirimize ihtiyacımız var. Evde hapsolsak bile balkonlara çıkıp, hey ben de buradayım demeye ihtiyacımız var. Şarkı söylemeye, söylenen şarkıya eşlik etmeye, birlikte ağlamaya ve gülmeye ihtiyacımız var.

İnsan bu dünyada netice itibariyle hakim pozisyonda olan ve olmaya da devam edecek ana unsur gibi görünüyor. İnsanlar, karşılıklı olarak konuştukları zaman muhakkak ki çok daha iyi anlaşabiliyorlar. Yani başka bir deyişle insanoğlu sosyalliğiyle pek çok konuya çözüm getirebilme hususunda daha kolaylaştırıcı olabilmektedir. Karşı karşıya gelip, oradaki insan faktörünü ön plana çıkararak neler yapılabileceğini düşünmek ve buradan çıkacak sonuçları oluşturmak herhalde çok daha kolay olabilecek bir durumdur.

İnsan faktörünün en çok öne çıktığı sanat, tiyatrodur. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, insan olmadan tiyatro olmaz. Oynayan insana ve izleyen insana ihtiyaç vardır. Binlerce yıldır değişen çağlara ve yaşanan küresel olaylara rağmen tiyatronun tutarlı bir şekilde devam edebilmesinin en önemli faktörü de insandır. Arada sınır yoktur. Sahnede oynayan bir insan ve karşıda izleyen bir insan vardır.

Tiyatro oyunlarını evlerimizde oturup internet üzerinden izlemeye çalıştık. Olmuyor. Oyun okumalarımızı kameralar açıp karşılıklı okumaya çalıştık. Olmuyor. Oyunculuk kurslarını kamera karşısında devam ettirmeye çalışmak mümkün bile değil. Bizim birbirimize arada sınır olmadan bakmamıza, birbirimize arada sınır olmadan dokunmamıza ihtiyacımız var. Ve insan var oldukça bu ihtiyaçta var olmaya devam edecektir.

27 Mart 2020 Dünya Tiyatro Günü’nde, anlatmaya ve anlatılanı dinlemeye ihtiyacı olan her insan için Yaşasın Tiyatro!

BERAT BEYOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir